Pek çok dil öğrenme kuramı veya dil bilimci, anadiliniz haricinde ikinci bir dili (örneğin İngilizce) öğrenmenin en ideal yaşının çocukluk çağları olduğunu söyler. Düşünürseniz, deneyimlerimizle de bu bilgi doğrulanır…. Özetle çocukken öğrendiğimiz bilgiler çoğunlukla daha kalıcıdır.  Neden mi? Bunu bir örnekle anlatalım.

Farz edelim ki, 4 yaşındaki kızınıza İngilizce öğretmek istiyorsunuz. Kızınız, henüz okula başlamadığı ve okuma yazma bilmediği için ilk neyi öğreterek başlarsınız? Mesela, İngilizce‘nin temeli sayılan gramer bilgileri ile mi? Yoksa fillerin çekimleri ile mi? 
Muhtemelen, siz de aynı bizim gibi yaparsınız ve İngilizce öğretmeye, aşinalık kazansın diye duyunca hatırlayacağı, kolaylıkla ezberleyeceği temel sözcüklerden, cümlelerden başlarsınız. Çünkü yetişkinler de aynı çocuklar gibi, bir yabancı dili (İngilizce gibi), sık sık ve artık istem dışı yani cevapları otomatik olana kadar tekrarladıklarında öğrenirler. Bunun en büyük kanıtı, bebeğin konuşmayı öğrenme sürecidir. Bir bebeğe anadil öğretirken, kimse önce kurallarını öğretmez. Hecelerden sözcüklere sözcüklerden cümlelere geçilir. Ne zaman ki, ‘okul’  ve klasik öğrenme biçimi olan kurallar devreye girene kadar.  

Bizim yürüttüğümüz İngilizce öğretme yönteminde, tekrar ve ezber en önemli unsurdur. Ana yaklaşımımız, kişinin tekrarlaya tekrarlaya adeta bir alışkanlık olacak şekilde İngilizce düşünmesini sağlamaktır. Tekrarlana tekrarlana öğrenilen her bir cümle bir sonraki cümleye geçerken yapı ve sözcük sayısı açısından zenginleştirilir. Amaç, dil öğrenmenin aynı çocukluktaki gibi bir oyun tavrı ile basitçe gerçekleşmesidir. Sözcüklere ve cümle yapılarına aşinalık sağlandıktan sonra İngilizce gibi her an ve her yerde (diziler, filmler, günlük konuşmalar, reklamlar vb) karşımıza çıkabilen bir yabancı dile aşinalık kazanmak çok daha kolay olacaktır.